İnceleme Makalesi
Tuba Yüksel, Cemal Özdemir
Journal of Research in Turkic Literatures, Volume 5, Issue 1, pp. 37-50
ABSTRACT
The Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye represents a significant turning point in Ottoman legal history, not merely as a codification project but also as a textual embodiment of linguistic and aesthetic modernization. Compiled in the second half of the nineteenth century, the Mecelle constitutes the first systematic civil code grounded in Islamic jurisprudence that simultaneously responded to the rational needs of the modern Ottoman state. In this respect, it reflects a unique synthesis in which law, language, and aesthetic sensibility converge within the context of Ottoman modernization. This study approaches the Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye as a linguistic and aesthetic product of the Tanzimat era. During this period, legal language underwent a major transformation, shifting from the interpretive and multi-layered structure of classical fiqh to a centralized, standardized state discourse. Although French Code Civil–based translations were widely proposed as a model for legal reform, Ahmed Cevdet Pasha and the Mecelle Commission rejected such direct adoption. Instead, they sought to produce an indigenous civil code rooted in the Ottoman Empire’s own juridical tradition and linguistic heritage. Under Cevdet Pasha’s leadership, the Mecelle established a balanced linguistic structure between Arabic and Turkish while preserving the core principles of Islamic jurisprudence. As the first written civil law text in Turkish-Islamic legal history and the second civil code produced after the Code Civil, it represents a major step in both legal modernization and linguistic refinement. The analysis reveals that the Mecelle, by uniting rational legal structure with classical rhetoric (belâgat), constructed an original legal discourse in which aesthetic expression becomes an element of justice.
Keywords: Mecelle, legal language, rhetoric, aesthetics, Ottoman modernization
ÖZ
Osmanlı hukuk tarihinde önemli bir dönüm noktası olan Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye, yalnızca bir kanunlaştırma girişimi değil, aynı zamanda dil ve estetik açısından modernleşmenin simgesidir. 19. yüzyılın ikinci yarısında yürütülen bu kodifikasyon, İslam hukukunun fıkhî birikimini koruyarak modern devlet düzeninin rasyonel ihtiyaçlarına cevap veren ilk sistematik medeni kanun niteliğindedir. Bu yönüyle Mecelle, Osmanlı’da hukuk, dil ve estetiği bir araya getiren özgün bir söylem oluşturmuştur. Bu çalışma, Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye’yi Osmanlı modernleşmesinin dilsel ve estetik bir ürünü olarak ele almaktadır. Tanzimat sonrası dönemde hukuk dili, klasik fıkıh geleneğinden ayrılarak devletin merkezî bir söylemine dönüşmüştür. Avrupa’da kanunlaştırma hareketleri hızla yayılırken Osmanlı’da da Fransız Code Civil’in doğrudan tercüme edilmesi yönündeki öneriler gündeme gelmiştir. Ancak Ahmet Cevdet Paşa ve Mecelle Komisyonu üyeleri, bu fikre karşı çıkarak Osmanlı’nın özgün hukuk birikimi ve dil mirasına dayanan yerli bir medeni kanun hazırlama yolunu seçmişlerdir. Cevdet Paşa’nın başkanlığında oluşturulan Mecelle, İslâm hukukunun fıkhî mirasını sistematik bir yapıya kavuştururken Arapça ile Türkçe arasında dengeli bir dil tercih etmiştir. Bu yönüyle Mecelle, Türk-İslâm hukuk tarihinde ilk yazılı medeni hukuk metni, dünyada ise Code Civil’den sonra hazırlanan ikinci medeni kanun olma özelliğini taşır. Rasyonel hukuk sistematiğini klasik belâgatla birleştiren Mecelle, Osmanlı modernleşmesinde dil, hukuk ve estetiği aynı potada buluşturmuş; hukuk dilinde güzelliği adaletin bir unsuru hâline getiren özgün bir söylem kurmuştur.
Keywords: Mecelle, hukuk dili, edebî söylem, estetik, Osmanlı modernleşmesi
Research Article
Aysun Doğutaş
Journal of Engineering and Philosophy, Volume 5, Issue 9, pp. 33-42
ABSTRACT
Digital ethics deals with the impact of digital Information and Communication Technologies (ICT) on societies and the environment at large. In a narrower sense digital media ethics addresses ethical questions dealing with the internet and internetworked information and communication media such as mobile phones and navigation services. Digital ethical issues such as privacy, information overload, internet addiction, digital divide, surveillance and robotics are discussed in detail today particularly from an intercultural perspective. It can be said that digital ethics contributes to address the challenges of the digital age. Education is one of the challenges addressed in the digital age. The educational challenge raised by digital culture is not one of skill or technological competence, but one of participation and ethics. Accordingly, digital education would move far beyond the current attempts to expand curriculum definitions of competences and capacities. There are now almost continuous public calls for heightened child protection and surveillance in response to widespread moral panic around digital childhood. The everyday issues faced by digital youth revolve around ethical matters. How do today’s young people and children deal with right and wrong, truth and falsehood, representation and misrepresentation in their everyday lives online? How do they anticipate and live with and around the real consequences of their online actions and interactions with others? How do they navigate the complexities of their public exchanges and their private lives, and how do they engage with parental, corporate, and government surveillance? Finally, how can they engage and participate as citizens, consumers and workers, friends, colleagues, and kin in the public and political, cultural and economic spheres of the internet? These questions will be examined in this paper.
Keywords: Digital Ethic, Digital Age, Internet, Education
ÖZ
Dijital etik, dijital Bilgi ve İletişim Teknolojilerinin (ICT) genel olarak toplumlar ve çevre üzerindeki etkileri üzerine odaklanır. Daha dar anlamda dijital medya etiği, cep telefonu ve navigasyon sistemleri gibi ağ iletişimini ilgilendiren etik sorunlar üzerinde durmaktadır. Mahremiyet, aşırı bilgi yüklenmesi, internet erişiminde uçurum, denetleme ve robot bilimi gibi dijital etik sorunlar özellikle kültürlerarası bakış açısıyla günümüzde oldukça yaygın tartışılmaktadır. Dijital etiğin dijital çağın zorluklarını ortaya koyma konusunda katkı sağladığı söylenebilir. Dijital çağda ortaya çıkan sorunlarından bir tanesi eğitimdir. Dijital kültürle büyüyen eğitim sorunları herhangi bir beceri veya teknolojik yeterlilik değil fakat katılım ve etiktir. Bu yüzden dijital eğitim, yeterlilikler ve kapasitelerin müfredat tanımlamalarını genişletme konusundaki mevcut girişimlerin ötesine geçecektir. Dijital çocukluğun etrafında yoğunlaşan yaygın ahlaki paniğe karşılık abartılmış çocuk koruma ve denetleme için hemen hemen sürekli bir kamunun dikkatini çekme mevcuttur. Dijital gençliğin karşı karşıya kaldığı günlük meseleler etik sorunlarıdır. Günümüz gençliği ve çocukları günlük yaşantıları içindeki internetteki doğruyu veya yanlışı, gerçeği ve gerçek dışını nasıl ayırt edebilecekler? İnternetteki hareketlerinin ve başkalarıyla olan etkileşimlerinin gerçek sonuçlarını nasıl sezecekler ve onlarla nasıl yaşayacaklar? Özel yaşantıları ve umumi paylaşımları arasındaki karmaşıklıklar arasında nasıl geçiş yapacaklar? Ve ebeveyne ait, kurumsal ve hükümet denetimleriyle nasıl başa çıkacaklar? Son olarak internetin kamusal, politik, kültürel ve ekonomik alanlarında arkadaş, meslektaş, akraba, işçi, tüketici ve vatandaş olarak nasıl bağlantı kuracak ve katılacaklar? Bu sorular bu çalışmada ele alınacaktır.
Keywords: Dijital Etik, Dijital Çağ, İnternet, Eğitim
Research Article
Ahmet Onur Akpolat, Demet Pepele Kurdal, Mehmet Fatih Aksay
Ortadogu Tıp Derg, Volume 12, Issue 2, pp. 313-320
ABSTRACT
Introduction: Mean Platelet Volume (MPV) is encountered in the literature as a diagnostic marker used to monitor infectious and inflammatory events. We aimed to investigate whether or not there was a change in platelet and MPV parameters in patients diagnosed with periprosthetic join infection (PJI).
Material and Methods: A total of 110 patients were included in the study, consisting of 37 (33.6%) patients with periprosthetic join infection, 38 (34.6%) patients with total knee arthroplasty (TKA), and 35 (31.8%) control group subjects. During the preoperative period and follow-up, MPV, platelet, erythrocyte sedimentation rate (ESR) and C-reactive protein (CRP) values were assessed from routine laboratory tests. Statistical analyses of values between and within groups were conducted using Shapiro-Wilk test, One-way ANOVA, Bonferroni’s test, Pearson’s test, and Chi-square test. P<0.05 and p<0.01 values were considered statistically significant.
Results: There was no statistically significant difference among the groups according to preoperative platelet and MPV values (p>0.05). Postoperative MPV levels were significantly lower and platelet, ESR and CRP levels were significantly high in the PJI group compared to both the control group and the TKA group (p<0.05).
Conclusion: MPV is a useful laboratory parameter in the diagnosis of periprosthetic joint infection in patients.
Keywords: Mean Platelet Volume, periprostatic, infection, diagnosis, knee
ÖZ
Giriş: Literatürde Ortalama Trombosit hacminin (OTH) enfeksiyöz ve inflamatuar olaylarda bir tanı belirteci olarak kullanıldığı görülmektedir. Amacımız OTH’nin periprostetik eklem enfeksiyonu tanısında yararlı bir parametre olup olmadığını araştırmaktır.
Araç ve Yöntemler: Çalışmaya 37 (%33,6) periprostetik eklem infeksiyonlu, 38 (%34,6) diz artroplastili ve 35 (%31,8) kontrol grubunu oluşturan 110 hasta dahil edildi. Preoperatif dönem ve kontroller sırasında alınan rutin laboratuvar örneklerinde OTH, trombosit, eritrosit sedimantasyon hızı (ESR) ve C reaktif protein (CRP) değerlerine bakıldı. Sonuçlar grup içi ve gruplar arasında Shapiro-Wilk, One-way ANOVA, Bonferroni, tPearson’s, Chi-square testleri ile istatiksel olarak değerlendirildi. p<0.05 ve p<0.01 değerleri anlamlı kabul edildi.
Bulgular: Preoperatif dönemde grupların trombosit ve OTH değerleri arasında istatiksel fark saptanmadı. Periprostatik eklem enfeksiyonu olan grubun postoperatif OTH düzeyleri hem kontrol hem de TKA grubuna göre anlamlı düşük, trombosit, CRP ve ESR düzeyleri ise anlamlı yüksek saptandı (p<0.05).
Sonuç: OTH periprostetik eklem enfeksiyonu tanısında kullanılabilecek faydalı bir laboratuvar parametresidir.
Keywords: Ortalama Trombosit Hacmi, periprostetik, enfeksiyon, tanı, diz
Research Article
Tonguç Demir Berkol, Hasan Mervan Aytaç
Ortadogu Tıp Derg, Volume 12, Issue 2, pp. 151-158
ABSTRACT
Aim: Factors such as personality traits, self-esteem, interpersonal relations and cognitive skills are considered among the risk factors of psychiatric disorders particularly for mood disorders. Presence of a single risk factor is not enough for the disease to emerge. The present study aimed to evaluate the presence of psychosocial triggering factors prior to the episodes of major depressive disorder (MDD) in female patients.
Materials and Methods: This retrospective study included a total of 62 female patients, who visited the psychiatry policlinic and have been diagnosed with MDD alone according to SCID-I. After the diagnostic evaluation of the patients, detailed clinical interview was conducted to assess the presence of triggering factors for depressive episode. All of the participants described triggering factors for major depressive disorder.
Results: Regarding the psychosocial factors as the potential triggers, 26 patients mentioned about the problem of communication and compliance with the spouse (42%), 10 mentioned about the presence of illness in the first-degree relatives (16%) and 10 mentioned about the conflict with the mother-in-law or other relatives (16%). When we collect “communication/compliance problem with the spouse” + “conflict with the mother-in-law/other family members” + “breaking up with the beloved one” + “husband’s cheating on her” stressor groups as a “relationship conflict” group, the mean of BDI and BAI scores of “relationship conflict” group were highest among the all groups.
Conclusions: In the light of these outcomes, it can be concluded that particularly psychosocial factors associated with interpersonal relations play significant role as the triggering factors for depressive episodes in female patients. Among these factors, the problem of communication and compliance with the spouse is particularly striking.
Keywords: depression, female, psychosocial trigger
ÖZ
Amaç: Kişilik özellikleri, öz-saygı, kişilerarası ilişkiler ve bilişsel beceriler gibi faktörler, özellikle duygudurum bozuklukları başta olmak üzere psikiyatrik bozuklukların risk faktörleri arasında sayılmaktadır. Hastalığın ortaya çıkması için tek bir risk faktörünün varlığı yeterli değildir. Genetik yapının olumsuz çevresel faktörlerle etkileşimi de önemlidir. Bu çalışmada, kadın hastalarda major depresyon epizodlarından önce psikososyal tetikleyici faktörlerin varlığını değerlendirmeyi amaçladık.
Gereç ve Yöntemler: Psikiyatri polikliniğine başvuran ve SCID-1 ile major depresyon tanısı konulan toplam 62 kadın hasta retrospektif şekilde dizayn edilmiş olan çalışmaya alındı. Hastaların tanısal değerlendirmesinden sonra, depresif atak için tetikleyici faktörlerin varlığını değerlendirmek amacıyla ayrıntılı klinik görüşme yapıldı.
Bulgular: Potansiyel tetikleyiciler olarak psikososyal faktörlerle ilgili olarak, hastaların 26’sı eşi ile ilgili iletişim ve uyum hakkında (%42), 10’u birinci derece akrabalarda hastalık varlığından (%16), 10’u da kayınvalidesi ve veya başka akrabalarıyla olan anlaşmazlıktan bahsetmiş olup 8’i taşınmadan (%13), 6’sı sevgiliden ayrılmadan (%10) ve 2’si de eş aldatmasından bahsetmiştir (%3). “Eş ile iletişim / uyum sorunu”, “kayınvalidesiyle / diğer aile üyeleriyle anlaşmazlık”, “sevgilisinden ayrılmak” ve “eşi tarafından aldatılmak” stresörleri “ilişki çatışması” grubunda toplandığında bu grubun depresyon ve anksiyete skorlarının ortalaması tüm gruplar arasında en yüksek oranda bulunmuştur.
Sonuç: Bu bulgular ışığında, özellikle kadınlarda depresyon atakları için tetikleyici faktörler olarak kişilerarası ilişkilerle ilişkili psikososyal faktörlerin önemli rol oynadığı sonucuna varılabilir. Bu faktörler arasında eş ile iletişim ve uyum sorunu özellikle dikkat çekicidir.
Keywords: depresyon, kadın, psikososyal tetikleyici
Research Article
Berrin Aslan Öztezcan
Journal of Engineering and Philosophy, Volume 2, Issue 3, pp. 113-129
ABSTRACT
With the developing information technology and research possibilities, the branches of science and information resources have been changed to a great extent. The only thing that does not change is the reliability of scientific publications. However, while technology contributes to the development of science, it also prepares the ground for unethical behavior. With the increase in the importance and amount of information and through the developing technology, the rapid and easy transmission and sharing of the information has brought along some effective problems. In addition, situations such as promoting, gaining fame, preserving fame, feeling emotions that are part of human nature, desire to publish a large number of publications, and gaining financial support by over-publishing also cause ethical problems. This research was prepared via literature review. In this context, the concept of Science Ethics, experiments questioning the power of Science, the historical development of attribution and plagiarism, attribution problems and the situations that cause this problem, attribution screening systems and finally the effect of technological developments on plagiarism detection were mentioned.
Keywords: Science Ethics, Ethical Issues, Plagiarism
ÖZ
Gelişen bilgi teknolojisi ve araştırma olanaklarıyla bilim dalları ve bilgi kaynakları büyük ölçüde değişime uğramıştır. Değişmeyen tek şey bilimsel yayınların güvenilirliğinin sağlanmasıdır. Fakat teknoloji, bilimin gelişmesine katkı sağlarken diğer yandan etik olmayan davranışlara da zemin hazırlamaktadır. Bilginin öneminin ve miktarının artması, bunların gelişen teknoloji aracılığıyla hızlı ve kolay bir şekilde iletilmesi aynı zamanda da paylaşılması birtakım etik sorunları da beraberinde getirmiştir. Ayrıca etik sorunlara terfi, üne kavuşma, ününü koruma gibi insan doğasının bir parçası olan duygulara kapılma, fazla sayıda yayın yapma isteği ve fazla yayın yaparak maddi destek sağlamak gibi durumlar da sebep olmaktadır. Bu araştırma literatür taraması ile hazırlanmıştır. Bu kapsamda bilim etiği kavramından, bilimin iktidarını sorgulayan deneylerden, atıf ve intihalin tarihsel gelişiminden, atıf sorunlarından ve bu soruna neden olan durumlardan, atıf tarama sistemlerinden ve son olarak teknolojik gelişmelerin intihal tespitine etkisinden bahsedilmiştir.
Keywords: Bilim Etiği, Etik Sorunlar, İntihal
Research Article
Şirvan Önce
Journal of Engineering and Philosophy, Volume 2, Issue 3, pp. 59-85
ABSTRACT
Besides many advantages of information technologies, their disadvantages are also discussed. Life began to shift to digital environment in almost every field. People cannot even do simple activities without technological devices. The environments encountered in online life require new ethical insights. Since the customs and traditions are not yet fully established, a consensus universal law has not been created in online life. In addition, there is a great deal of research on the need for ethical guidance in a wide range of life practices outside of law and morals. Digital ethics refers to the handling of moral paradoxes and ethical problems that arise due to the online environment of all kinds of business and actions, by taking advantage of traditional ethical terminology and by defining new ethical concepts, and to propose solutions if possible. It includes a wide range of diverse and deep discussions, from communication and media to science and technology, from identity and gender to privacy and governance, in a wide range of areas. Cyber life spaces of digital subjects such as robot, cyborg, artificial intelligence, fake-anonymous-parody account, bionics make it necessary to discuss their free will and responsibilities. But all these are too broad to be addressed in a single article. Moreover, the limits of digital ethics are still uncertain. Discussing digital ethics in the privacy axis is a kind of reduction. It is insufficient and outlandish to guide the actions of digital subjects. The purpose of this article is to describe digital ethics discussions in terms of the “side effects approach”. Digitalization and the possibility of digitalization of the concept of ethics that arises when the events and phenomena of physical life become a part of online life will be discussed. As a result, ethics in the real world can be transformed into online ethics, as many things online are created by virtualizing and transferring the real world online. However, the reduction of dimensions experienced when moving from the three-dimensional universe to two-dimensional cyberspace creates both an opportunity and a handicap for ethics. Opportunities allow a new transformation of ethics for online digital agents. Thus, ethics can turn into digital ethics and perform online guidance.
Keywords: Ethics, Digitalization, Digital Ethics, Online Life
ÖZ
Bilişim teknolojilerinin pek çok avantajının yanında dezavantajları da tartışılmaktadır. Yaşam neredeyse her alanda dijital ortama kaymaya başlamış durumda. İnsanlar teknolojik cihazlar olmaksızın basit etkinlikleri dahi yapamaz haldeler. Çevrimiçi yaşamda karşılaşılan ortamlar yeni etik anlayışları zorunlu kılmaktadır. Henüz adetleri ve gelenekleri tam oturmadığından çevrimiçi yaşamda uzlaşılmış evrensel bir hukuk da oluşmuş değil. Ayrıca töre ve hukukun dışında kalan çok geniş bir yaşam pratiğinde etik rehberliğe acil ihtiyaç duyulduğuna dair çok sayıda araştırma mevcuttur. Dijital etik, her türlü iş ve eylemlerin çevrimiçi ortama bağlı olarak ortaya çıkan ahlaki paradoksların ve etik sorunların geleneksel etik terminolojiden yararlanarak ve yeni etik kavramlar tanımlayarak ele alınmasını, mümkünse çözüm önerilmesini ifade eder. İletişim ve medyadan bilim ve teknolojiye, kimlik ve cinsiyetten mahremiyet ve yönetişime kadar büyük bir kısmı yeni olan, çok geniş bir alanda çeşitli ve derin tartışmalar içerir. Robot, siborg, yapay zekâ, sahte/anonim/parodi hesaplar, biyonik gibi yapay yaşam özneleri siber yaşam uzamları, onların özgür irade ve sorumluluklarını tartışmayı zorunlu kılmaktadır. Fakat tüm bunlar, tek bir makalede ele alınamayacak kadar geniş konulardır. Üstelik dijital etiğin sınırları hala belirsizdir. Dijital etiğin mahremiyet ekseninde tartışılması bir tür indirgemedir; dijital öznelerin eylemlerine rehberlik etmekten uzak ve yetersizdir. Bu makalenin amacı, dijital etik tartışmalarını “yan etkiler yaklaşımı” açısından tasvir etmektir. Dijitalleşme ile fiziki yaşamın olay ve olgularının çevrimiçi yaşamın bir parçası olmaya başlaması ile ortaya çıkan etik kavramının dijitalleşme imkânı tartışılmaktadır. Fiziki dünyaya özel olarak inşa edilmiş etik terminolojinin sanal bir dünya olan çevrimiçi yaşamdaki geçerliliği, dijital gözetimin etik boyutuna dair tartışmalar da makalenin içerisinde yer almaktadır. Sonuç olarak çevrimiçindeki pek çok şey, reel dünyanın sanallaştırılarak çevrimiçine aktarılmasıyla oluştuğundan reel dünyadaki etik, çevrimiçi etiğe dönüştürülebilir. Fakat üç boyutlu evrenden iki boyutlu siber uzaya geçerken yaşanan boyut indirgemesi, etik için hem fırsat hem de handikap oluşturur. Fırsatlar, çevrimiçinde yaşayan dijital ajanlar için etiğin yeni bir dönüşümüne izin verir. Böylece etik, dijital etiğe dönüşerek çevrimiçi rehberlik işlevi icra edebilir.
Keywords: Etik, Dijitalleşme, Dijital Etik, Çevrimiçi Yaşam
Research Article
Elif Akçay
Journal of Engineering and Philosophy, Volume 2, Issue 3, pp. 1-27
ABSTRACT
In The Circle, a completely open and transparent community design is presented to the audience. The film tries to test how far the advance technology can be taken to “make everything visible, share everything”. In this study, the discussion of the possibility of the ethical siege of the digital siege of technological culture, which includes fundamental philosophical issues such as moral decision, free will, freedom of choice and determination, is re-discussed through The Circle. In the study, an analytical film analysis based on literature review was made. In a digital society where everything is visible, knowable and predictable, can people make ethical choices? Is a person who knows that he / she is being watched morally free in his / her decisions and actions? Can people be held accountable for their decisions under absolute transparency and keen supervision? This research, which focuses on ethical and ethical debates, shows us that in a culture where digitalization accelerates and technological singularity extends the domain of technological singularity, as proposed in the Circle movie, building openness ethics as a digital ethical theory has many dilemmas that have not yet been overcome. Oversight effect, restricting free will can be seen as an element that destroys the possibility of ethical choice. The current relationship between intimate issues and malicious situations are deceptive. Everything that is personal doesn’t have to be bad. The claim that anything we do not want to explain can be bad is an eco-political coercion. It seems quite difficult for openness ethics to free itself from concepts such as supervision, surveillance and control, and to make room for free will.
Keywords: The Circle Film, Ethics, Openness Ethics, Transparency Ethics, Privacy, Surveillance Society, Possibility of Digital Ethics
ÖZ
The Circle (Çember) filminde tümüyle açık ve şeffaf bir toplum tasarımı izleyiciye sunulmaktadır. Film, gelişen teknolojinin "her şeyi görünür kılma, her şeyi paylaşma" çabasının ne kadar ileri götürülebileceğini test etmeye çalışmaktadır. Bu çalışmada, dijital kültürdeki teknolojik kuşatmanın ahlaki karar, özgür irade, seçme özgürlüğü ve belirlenmişlik gibi köklü felsefi meseleleri içeren etik tercihin imkânı, The Circle filmi üzerinden yeniden tartışmaya açılmaktadır. Araştırmada literatür taramasına dayalı analitik bir film okuması yapılmıştır. Her şeyin görülebilir, bilinebilir ve öngörülebilir olduğu dijital bir toplumda, insanlar etik tercihte bulunabilirler mi? Gözetlendiğini bilen bir kişi, verdiği kararlarda, gerçekleştirdiği eylemlerde ahlaken özgür müdür? Mutlak şeffaflık ve keskin gözetim altında aldıkları kararlardan kişiler sorumlu tutulabilir mi? Ahlaki ve etik tartışmalara odaklanan bu araştırma, dijitalleşmenin hız kazandığı ve teknolojik tekilliğin etki alanını genişlettiği bir kültürde, The Circle filminde önerildiği gibi, bir dijital etik teorisi olarak açıklık etiği inşa etmenin henüz üstesinden gelinmemiş birçok açmazı olduğunu göstermektedir. Gözetim etkisi, özgür iradeyi kısıtlayan ve bu yüzden etik tercihte bulunma olanağını yok eden bir unsur olarak görülebilir. Mahrem konular ile kötücül durumlar arasında kurulan güncel bağıntı aldatmacalıdır. Kişiye özel olan her şeyin kötü olması gerekmez. Açıklamak istemediğimiz her şeyin kötü olabileceği iddiası, eko-politik bir zorlamadır. Açıklık etiğinin denetim, gözetim ve kontrol gibi kavramlardan kendini arındırması ve özgür iradeye yer açması oldukça zor görünmektedir.
Keywords: The Circle (Çember) Filmi, Açıklık Etiği, Etik, Şeffaflık Etiği, Mahremiyet, Gözetim Toplumu, Dijital Etiğin İmkânı
Case Report
Yeliz Dadalı, Aynur Turan, Şerife Nilgün Kalaç, Ayla Tezer
Ortadogu Tıp Derg, Volume 12, Issue 1, pp. 73-77
ABSTRACT
The tuberculosis infection of the parotid gland is a rare condition and its progress is usually slow. The clinical findings of this entity are nonspesific and differential diagnosis from other parotid masses is challenging. The imaging findings are also nonspesific and the diagnosis is usually made by histo-pathological evaluation. Here we report a 72 years old female patient who applied to our clinic with a parotid mass lesion, which was located on her right neck and progressed within 4 months. In physical examination, a semi-mobile mass about 2 cm in size was detected on right parotid region. The sputum smears negative for acid-fast bacilli are detected. Laboratory findings and plain chest radiography were normal. 2 cm size heterogeneous mass in the parotid gland and adjacent lymphadenopathy were detected by magnetic resonance imaging and ultrasonography. Fine needle aspiration biopsy was done from parotid gland and adjacent lymphadenopathy. Non-caseous granulomas were seen, but no basil was produced. Antituberculosis therapy was given to the patient. The mass lesion showed regression by the treatment so we concluded the diagnosis of parotid gland tuberculosis.
Keywords: magnetic resonance imaging, parotid gland, tuberculosis
ÖZ
Parotis bezinin tüberkülozu oldukça nadir olup genellikle yavaş seyirlidir. Parotisin diğer kitlelerinden ayırt edilmeleri zor olup, klinik bulgular nonspesifiktir. Görüntüleme bulguları da spesifik olmayıp, tanı genellikle histopatolojik değerlendirme sonrasında konur. Bu makalede, sağ parotis bezi lojunda kitle ile başvuran 72 yaşındaki bayan hastayı sunduk. Bu şişlik 4 ay önce başlamış ve gittikçe büyümüştü. Muayenede sağ parotis bölgesinde yaklaşık 2 cm boyutlarında yarı hareketli kitle saptandı. Balgamda aside dirençli basil negatifti. Laboratuvar bulguları ve akciğer grafisi normaldi. Ultrasonografi ve manyetik rezonans görüntülemede parotis bezinde 2 cm boyutlarında heterojen kitle ve komşuluğunda lenf nodları tespit edildi. Parotis bezinden ve komşu lenfadenopatiden ince iğne aspirasyon biyopsisi yapıldı. Nonkazeifiye granülomlar görüldü, ancak basil üretilemedi. Antitüberküloz tedaviden fayda gören hasta parotis tüberkülozu olarak değerlendirildi.
Keywords: manyetik rezonans görüntüleme, parotis glandı, tüberküloz
Case Report
Emre Emekli, Uğur Toprak, Suzan Şaylısoy, Lütfiye Demir
Ortadogu Tıp Derg, Volume 11, Issue 4, pp. 626-630
ABSTRACT
Ewing sarcoma is classified as Ewing’s sarcoma of the bone tissue, extraskeletal Ewing’s sarcoma, peripheral primitive neuroendocrine tumor, malignant small cell tumor of the thoracopulmonary region (Askin) and non-typical Ewing’s sarcoma. Extraosseous Ewing’s sarcoma may be seen throughout the body, however only reported at 4% in the neck. In our case patient has a painless mass growing on his posterior neck for 3 months.On the magnetic resonance imaging, a well-defined, encapsulated, well-demarcated mass lesion between the perivertebral muscles and the subcutaneus fat tissue was detected. Tumor was surgically resected and diagnosis was pathologically Ewing’s sarcoma. 22q11 translocation was detected in the molecular examination. Extraosseous Ewing sarcomas are rarely seen soft tissue masses. Although imaging features are not sufficient to make a specific diagnosis, it is important take the biopsy from the appropriate place and staging the tumor. In addition, complete surgical resection has been shown to associated with better survival rates compared to other Ewing sarcoma family. For this reason, imaging has an important role in the guidance of surgery and resectability of the tumor. Young patients with a fast growing, palpable mass should be evaluated carefully. Although the tumor is thought to be morphologically benign in the first, ekstraosseous Ewing’s sarcoma must be considered in the differential diagnosis of head and neck soft tissue masses.
Keywords: Extraosseous Ewing’s sarcoma, head and neck tumor, magnetic resonance imaging
ÖZ
Ewing sarkomu, kemik dokusunun Ewing sarkomu, iskelet sistemi dışındaki Ewing sarkomu, periferik primitif nöroendokrin tümör, torakopulmoner bölgenin malign küçük hücreli tümörü (Askin) ve tipik olmayan Ewing sarkomu olarak sınıflandırılır. Ekstraosseöz Ewing sarkomu tüm vücutta görülebilir ancak boyunda %4 oranında bildirilmiştir. Olgumuzda, ensesinde 3 aydır giderek büyüyen ağrısız kitlesi olan hastada; manyetrik rezonans görütülemede perivertebral kasların arasında, yağ planlarının arasında büyüyen, kapsüllü, düzgün sınırlı kitle lezyonu saptandı. Cerrahi olarak çıkarılan tümörde patolojik olarak Ewing sarkomu tanısı koyuldu. Moleküler incelemede 22q11 translokasyonu tespit edildi. Ekstraosseöz Ewing sarkomları nadir olarak görülen yumuşak doku kitleleridir. Görüntüleme özellikleri özgün veya tanı koymada yeterli olmasa da, biyopsi için dokunun uygun yerden alınması ve tümörün evrelendirilmesi açısından önemli yer tutar. Ayrıca iskelet dışındaki Ewing sarkomunda, tam cerrahi rezeksiyonun diğer Ewing sarkomu ailesi tümörlerine kıyasla daha iyi sağkalım oranları ile ilişkili olduğu gösterilmiştir. Bu nedenle cerrahiye yön gösterme ve tümörün çıkarılabilirliğinin değerlendirilmesinde görüntüleme önemli yer tutmaktadır. Hızlı büyüyen, ele gelen kitlesi olan genç hastalarda, ilk planda morfolojik olarak benign izlenimi verse de dikkatle değerlendirip baş-boyun yumuşak doku kitlelerinin ayırıcı tanısında düşünülmelidir.
Keywords: Ekstraosseöz Ewins sarkomu, baş boyun kitlesi, manyetik rezonans görüntüleme
Research Article
Ahmet Dağ
Journal of Engineering and Philosophy, Volume 2, Issue 2, pp. 41-55
ABSTRACT
War has become an unavoidable reality that humankind has had to experience historically since from the beginning. As daily developments lead to military conflicts or wars, military conflicts and wars also affect human life. And, scientific and technical developments determine both human life and military developments in a mutual interaction. In the 21st century, humanity goes into a transhumanist process together with the world which has been transformed where the work of neuroscience, nanotechnology and robotics has been intensified, and in addition to this, cybernetics, robotics and artificial intelligence (AI) applications have increased. As military technology changes dimension at the end of the mechanical process, the cybernetics and robotic process will eventually lead to a different dimension of military technology as well. In such a process, both international relations, geopolitics and lives of societies and individuals will have new problems. Roboetics, an area of importance of these ethical problems, discusses the design, production, and use of cybernetics, robotics, and AI applications that mostly take place in medical, social, supplementary, services, and military sectors. This article will deal with the militarization of transhumanism and the ethical problems emerged as its consequences.
Keywords: Transhumanism, War, Ethics, Roboethics
ÖZ
Savaş, insanlığın başlangıcından beri tarihsel olarak kaçamadığı ve tecrübe etmek zorunda olduğu bir gerçeklik olmuştur. Gündelik hayattaki gelişmeler, askeri çatışmaları veya savaşların zeminini doğururken askeri çatışmalar ve savaşlar da insan hayatını etkilemektedir. Yine bilimsel ve teknik gelişmeler karşılıklı etkileşim hâlinde hem insan hayatını hem de askeri gelişmeleri belirler. Nörobilim, nanoteknoloji ve robotik alanında yapılan çalışmaların yoğunlaştığı 21. yüzyılda insanın ve dünyanın dönüştürülmesiyle ve bu duruma ilaveten sibernetik, robotik ve yapay zeka (YZ) uygulamaların artmasıyla insanlığın transhümanist bir sürece girmesi söz konusu olmuştur. Sibernetik ve robotik süreç sonunda askeri teknoloji daha farklı bir boyuta girecektir. Böyle bir süreçte gerek uluslararası ilişkiler ve jeopolitik hayatta gerekse toplumların ve bireylerin hayatında yeni sorunların ortaya çıkması kaçınılmazdır. Etik sorunları konu edinen roboetik; tıbbi, yardımcı, hizmet ve sosyalleşmiş ve askeri alanlarda varlık bulan sibernetik, robotik ve YZ’lı uygulamaların tasarımını, üretimini ve kullanımını ahlaki olarak tartışır. Bu makalede transhümanizmin askerileşmesi ve neticesinde meydana gelen etik sorunlar ele alınmıştır.
Keywords: Transhümanizm, Savaş, Etik, Roboetik
Research Article
Meltem Özdemir, Tahsin Rendan Edgüer, Halil Öztürk, Emine Öztürk, Alper Dilli, Baki Hekimoğlu
Ortadogu Tıp Derg, Volume 11, Issue 2, pp. 174-180
ABSTRACT
Aim: The aim of our study was to evaluate the diagnostic value of three-dimensional contrast-enhanced magnetic resonance angiography (3D CE-MRA) in detecting renal artery stenosis (RAS), and in demonstrating segmental and accessory renal arteries in patients with suspected renovascular hypertension, taking digital subtraction angiography (DSA) as the reference method.
Material and Method: Twenty five patients underwent 3D CE-MRA and DSA. Sensitivity, specificity, positive predictive value, and negative predictive value of CE-MRA in depicting RAS, and sensitivity of the technique in demonstrating segmental and accessory arteries were calculated.
Results: For detecting RAS, the sensitivity, specificity, positive predictive value, and negative predictive value of 3D CE-MRA were; 100%, 97.8%, 87.5%, and 100%, respectively. The sencitivity of the technique in demonstrating segmental and accessory arteries were 58% and 91.7%, respectively.
Conclusion: We found that 3D CE-MRA is a reliable technique in not only detecting RAS, but in demonstrating accessory arteries as well. However, according to our results, the value of the method in visualising segmental arteries is limited.
Keywords: renal MRA, magnetic resonance angiography, contrast-enhanced MRA
ÖZ
Amaç: Çalışmamızın amacı, digital subtraction angiography (DSA) tekniğini referans metod alarak, üç boyutlu kontrastlı manyetik rezonans anjiyografi (3D CE-MRA) tekniğinin, renal arter stenozu (RAS) tanısındaki ve segmental ve aksesuar renal arter görüntülemesindeki değerini saptamak idi.
Gereç ve Yöntem: Yirmi beş hastaya 3D CE-MRA ve DSA tetkikleri uygulandı. CE-MRA tekniğinin RAS tanısındaki sensitivite, spesifisite ve pozitif ve negatif kestirim değerleri ile tekniğin segmental ve aksesuar renal arter görüntülemedeki sensitivite değerleri hesaplandı.
Bulgular: RAS tanısında CE-MRA tekniğinin sensitivite, spesifisite, pozitif ve negatif kestirim değerleri, aynı sıra ile; %100, %97,8, %87,5, ve %100 olarak hesaplandı. Tekniğin segmental ve aksesuar renal arter görüntülemedeki sensitivite değerlerinin, aynı sıra ile; %58 ve %91,7 olduğu saptandı.
Sonuç: 3D CE-MRA tekniğinin, sadece renal arter stenozu tanısında değil, aksesuar arterlerin görüntülemesinde de güvenilir olduğu saptandı. Ancak çalışmamızın sonuçlarına göre, tekniğin segmental arter görüntülemesindeki değeri sınırlıdır.
Keywords: renal MRA, manyetik rezonans anjiyografi, kontrastlı MRA
Research Article
Mehmet Hamdi Şahan
Ortadogu Tıp Derg, Volume 11, Issue 1, pp. 58-62
ABSTRACT
Aim: The aim was to investigate the relationship between the location of the humeral head tubercle cysts and the rotator cuff, biceps long head tendon pathologies.
Material and Methods: Magnetic resonance imaging of shoulder in our clinic between February 2014 and March 2018 was retrospectively reviewed. Three hundred patients with the cyst in the humeral head tubercle cysts were included in the study. The greater tubercle was divided into anterior and posterior lines with a parallel line drawn on the humerus shaft in sagittal images. The anterior greater tubercle, the posterior greater tubercle and the lesser tubercle were divided into three groups of cysts. Also according to the size of the cyst, it was divided into 5 mm small and 5 mm large. Pathologies in the rotator cuff tendons were examined as full thickness and partial tears. Pathologies in the long head of the biceps tendon were examined as full-thickness/partial tear and tendonitis-tendinosis.
Results: A total of 123 patients were 57 male (mean age 50.49±11.8) and 66 female (mean age 56.2 ± 11.9). The anterior greater tubercle cysts were found in 50 patients and 41 (82%) of these patients had tears in the supraspinatus tendon. Supraspinatus tendon tear were observed all patients with the anterior greater tubercle cyst larger than 5 mm in cyst size. There were 64 (52%) cysts in the posterior greater tubercle and no significant association with infraspinatus tendon was detected. In lesser tubercle, 22 (18%) patients had cysts, and 10 (45%) of them had tears in subscapularis tendon, 19 (86%) patients observed the long head of the biceps tendon pathology. Thirteen (10.5%) patients had cysts in different tubercles.
Conclusion: In the study, the posterior greater tubercle cysts are the most common cysts, and no significant a relationship was found with age and tendon pathology. The anterior greater tubercle cysts were observed widely torn in the supraspinatus tendon. The lesser tubercle cysts are seen less frequently and are associated with subscapularis tendon and the long head of the biceps tendon pathologies.
Keywords: humerus head, cyst, rotator cuff, biceps tendon, magnetic resonance imaging
ÖZ
Amaç: Humerus başı tüberkül kistlerin lokalizasyonu ile rotator manşet ve biseps uzun başı tendonu patolojileri arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlandı.
Gereç ve Yöntemler: Şubat 2014-Mart 2018 tarihleri arasında kliniğimizde çekilen omuz manyetik rezonans görüntüleri retrospektif olarak incelendi. Humerus başı tuberkül kisti olan 123 hasta çalışmaya dahil edildi. Büyük tüberkül, sagital görüntülerde humerus şaftına çizilen paralel çizgi ile ön ve arka olarak ayrıldı. Ön büyük tüberkül, arka büyük tüberkül ve küçük tüberkül olarak kistler üç gruba ayrıldı. Ayrıca kist boyutlarına göre 5 mm küçük ve 5 mm büyük olmak üzere ayrıldı. Rotator manşet tendonlarındaki patolojiler tam kat ve parsiyel yırtık olarak incelendi. Biseps uzun başı tendonundaki patolojiler tam kat/parsiyel yırtık ve tendinit-tendinozis olarak incelendi.
Bulgular: Toplam 123 hastanın 57’si erkek (yaş ortalaması 50,49±11,8), 66’sı kadındı (yaş ortalaması 56,2±11,9). Ön büyük tüberkülde 50 (%40) hastada kist tespit edildi ve bu hastaların 41 (%82)’inde supraspinatus tendonunda yırtık mevcuttu. Ön büyük tüberküldeki kist boyutu 5 mm’den büyük olanların hepsinde supraspinatus tendonunda yırtık izlendi. Arka büyük tüberkülde 64 (%52) hastada kist mevcut olup infraspinatus tendonu ile anlamlı bir birliktelik saptanmadı. Küçük tüberkülde 22 (%18) hastada kist mevcuttu, bunlardan 10 (%45) hastada subskapularis tendonunda yırtık, 19 (%86) hastada biseps uzun başı tendonu patolojisi izlendi. 13 (%10,5) hastada farklı tuberküllerde kistler mevcuttu.
Sonuç: Çalışmamızda, arka büyük tüberkül kistleri en sık görülen kistler olup yaş ve tendon patolojisi ile anlamlı bir ilişki bulunmadı. Ön büyük tüberkül kistleri olanlarda supraspinatus tendonunda yaygın olarak yırtık izlendi. Küçük tüberkül kistleri daha az sıklıkta görülmekte olup subskapularis tendon ve biseps uzun başı tendonu patolojileri ile birliktelik göstermektedir.
Keywords: humerus başı, kist, rotator manşet, biseps tendon, manyetik rezonans görüntüleme
Case Report
İsmet Miraç Çakır, Doğukan Atabay, Eser Bulut, Mustafa Peker, Nahide Gökçe Çakır
Ortadogu Tıp Derg, Volume 10, Issue 4, pp. 530-533
ABSTRACT
Cat Scratch Disease; is a slow-onset infectious disease characterized by regional lymphadenopathy, mostly seen in children and young adults. The disease affects Bartonella henseleae. The agent is often transmitted to humans by the cat. The disease is presented with regional lymphadenopathy, fever, fatigue and weakness. 25-year-old female patient with a right inguinal region swelling and abdominal pain acomputerized tomography (CT) scan ;In the right inguinal region was observed 5x4 cm sized centralized necrotic LAP. Abdominal Magnetic Resonance Imaging (MRI); liver and spleen multipled by 3cm in diameter showed hyperintense in T2 Weighted Imaging (WI), peripheral enhancement in contrast images and lesions compatible with abscess showing diffuse restriction in diffuse MR Histopathological examination of inguinal lymph node excisional biopsy; "Granulomatous lymphadenitis compatible with Cat Scratch". In patients with unexplained fever, LAP and visceral organs should be kept in mind when abscess is present.
Keywords: Cat scratch diseases, magnetic resonance, lymphadenopathy
ÖZ
Kedi Tırmığı Hastalığı; daha çok çocuklarda ve genç erişkinlerde görülen, bölgesel lenfadenopati ile karakterize yavaş seyirli bir enfeksiyon hastalığıdır. Hastalığın etkeni Bartonella henseleae’dır. Etken, sıklıkla kediler tarafından insanlara bulaştırılır. Hastalık; bölgesel lenfadenopati, ateş, halsizlik ve yorgunluk gibi yakınmalarla kendini gösterir. Sağ inguinal bölgede şişlik ve karın ağrısı şikayetiyle başvuran 25 yaşında bayan hastanın bilgisayarlı tomografi (BT) incelemesinde; sağ inguinal bölgede 5x4 cm boyutunda santrali nekrotik LAP izlendi. Abdominal Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRG)'de; karaciğer ve dalakta multipl büyüğü 3 cm çapında T2 Ağırlıklı Görüntüleme (AG)'de hiperintens kontrastlı imajlarda periferal kontrastlanan difüzyon MR'de difüzyon kısıtlanması gösteren apse ile uyumlu lezyonlar izlendi. İnguinal lenf bezi eksizyonel biyopsisinin histopatolojik incelemesi; “Kedi Tırmığı Hastalığı ile uyumlu granülomatöz lenfadenit” olarak tanımlandı. Nedeni bilinmeyen ateşle gelen hastalarda LAP ve visseral organlarda apse birlikteliğinde KTH akılda bulundurulmalıdır.
Keywords: Kedi tırmığı hastalığı, manyetik rezonans, lenfadenopati
Research Article
Neşe Asal, Mehmet Hamdi Şahan
Ortadogu Tıp Derg, Volume 10, Issue 4, pp. 465-470
ABSTRACT
Aim: The aim of the study was to determine whether there were variability in the skull base according to magnetic resonance images in migraine patients.
Material and Method: A total of 130 magnetic resonans images including 65 migraine and 65 control groups in the age range 18-50 years were evaluated retrospectively. Modified basal angle (MBA), clivo-axial angle in migraine and control groups were measured by a radiologist in magnetic resonans images. The independent t test was used to compare between the groups. The level of significance was set at p < 0.05. In addition, basilar invagination (according to McGregor and Chamberlain line) was evaluated.
Results: The migraine group was 13 male, 52 female (mean age of male 30.38±11.5, mean age of female 32.54±9 years). The control group was 15 males, 50 females (mean age of male 34.4 ±8.6, mean age of female 33.14±9.7 years). In the migraine group; the modified basal angle average was 123.78 ± 6.06° and the clivo-axial angle average was 142.65 ± 8.73°. In the control group; the modified basal angle average was 121.6 ± 5.5° and the clivo-axial angle average was 153.66 ± 6.35°. Significant differences were detected between the groups. There was no difference between the genders for both groups. In the migraine group; according to McGregor line in 3 patients and McGregor and Chamberlain line in 2 patients, basilar invagination was observed. Basilar invagination was not detected in the control group.
Conclusion: Changes in the skull base angles (modified basal angle and clivo-axial angle) are observed in migraine patients according to magnetic resonance images.
Keywords: magnetic resonans imaging, migraine, skull base
ÖZ
Amaç: Migren hastalarında, manyetik rezonans görüntülerine göre kafa tabanı açılarında değişkenliğin olup olmadığının belirlenmesi amaçlandı.
Gereç ve Yöntem: 18-50 yaş aralığında 65 migren tanılı ve 65 kontrol grubu olmak üzere toplam 130 manyetik rezonans görüntüleri retrospektif olarak incelendi. Migren ve kontrol grubu arasında modifiye bazal açı, klivo-aksiyal açı manyetik rezonans görüntülerde tek radyolog tarafından ölçüldü. Gruplar arasında karşılaştırmada bağımsız t testi kullanıldı. P <0.05 istatiksel olarak anlamlı olarak kabul edildi. Ayrıca baziler invajinasyon (McGregor ve Chamberline hattına göre) açısından değerlendirme yapıldı.
Bulgular: Migren grubu 13 erkek, 52 kadındı (yaş ortalaması erkek 30.38±11.5, kadın 32.54±9 yıl). Kontrol grubu 15 erkek, 50 kadındı (yaş ortalaması erkek 34.4±8.6, kadın 33.14±9.7 yıl). Migren grubunda; modifiye bazal açı ortalaması 123.78±6.06°, klivo-aksiyal açı ortalaması 142.65±8.73°’idi. Kontrol grubunda; modifiye bazal açı ortalaması 121.6±5.5°, klivo-aksiyal açı ortalaması 153.66±6.35°’idi. Gruplar arasında anlamlı farklılık saptandı (p < 0.05). Her iki grup için cinsiyetler arasında farklılık saptanmadı. Ayrıca migren grubunda; 3 hastada McGregor hattına göre ve 2 hastada McGregor ve Chamberline hattına göre baziler invajinasyon izlendi. Kontrol grubunda baziler invajinasyon saptanmadı.
Sonuç: Migren hastalarında, manyetik rezonans görüntülerine göre kafa tabanı açılarında (modifiye bazal açı ve klivo-aksiyal açı) değişiklikler görülmektedir.
Keywords: Manyetik rezonans görüntüleme, migren, kafa tabanı
Research Article
Mustafa Kaplan, Nisbet Yılmaz, Gülsüm Özet
Ortadogu Tıp Derg, Volume 10, Issue 4, pp. 431-435
ABSTRACT
Aim: In this study, we aimed to evaluate the basal value of immature reticulocyte fraction (IRF) in healthy population,
the baseline IRF level in patients with iron deficiency anemia (IDA), and the IRF response to oral iron replacement
therapy.
Material and Method: This study was conducted with 100 study patients diagnosed with IDA and 103 control
group patients who were admitted to the internal medicine polyclinic between March 2011 and September 2011. At
the time of diagnosis whole blood count, reticulocyte and IRF parameters were studied and then oral iron replacement
therapy was started to the study group patients. The same parameters were prospectively restudied after 7 days
of follow-up. Beckman-Coulter LH750 / 780 instrument was used for the study.
Results: The gender distribution of the control and study group was similar and the average age of the participants
was 44. In the study group, the mean pre-treatment IRF value of the patients was found to be lower than the mean
IRF value of the control group (0.22 ± 0.05% / 0.24% ± 0.05%; p> 0.05). In patients who were referred for control
in the seventh day of treatment, the mean hemoglobin value increased from 9.85 ± 1.52 g / dL to 10.8 ± 1.48 g / dL
(p <0.05) and IRF values increased from 0.22 ± 0.05% to 0.43 ± 0.39% (p <0.05). Although the IRF increase was
more obvious in patients with low hemoglobin levels, younger age and female sex in subgroup analysis, there was
no statistically significant difference between groups.
Conclusion: In this study, baseline IRF value of healthy population measured with Beckman-Coulter LH750 / 780
instrument was found 0.24 ± 0.05%. IRF levels decrease in patients with newly diagnosed IDA and increases in
correlation with the reticulocyte crisis after oral iron replacement therapy.
Keywords: Immature reticulocyte fraction, reticulocyte, microcytic anemia
ÖZ
Amaç: Bu çalışmada immatür retikulosit fraksiyonu (IRF)’nun sağlıklı populasyondaki bazal değerini, demir eksikliği anemisi (DEA) olan hastalarda bazal IRF düzeyini ve oral demir replasman tedavisine IRF yanıtının değerlendirilmesini amaçladık.
Gereç ve Yöntem: Bu çalışma Mart 2011-Eylül 2011 tarihleri arasında dahiliye polikliniğine başvuran ve yeni tanı DEA tanısı konulan 100 çalışma hastası ve 103 sağlıklı kontrol grubu ile yapılmıştır. Hastalardan tanı anında tam kan sayımı, retikulosit, IRF parametreleri çalışıldıktan sonra çalışma grubu hastalarına oral demir replasman tedavisi başlanmıştır. 7 gün sonra kontrole çağrılan hastalarda aynı parametreler prospektif olarak tekrar çalışılmıştır. Çalışma için Beckman-Coulter LH750/780 cihazı kullanılmıştır.
Sonuçlar: Kontrol grubu ve çalışma grubununun cinsiyet dağılımı benzer olup çalışmaya katılanların ortalama yaşı 44’tü. Çalışma grubunda hastaların tedavi öncesi ortalama IRF değeri kontrol grubundaki hastalara göre düşük bulunmuştur (%0.22±0.05 / %0.24±0.05; p>0.05). 7 günlük tedavi sonrası kontrole çağrılan hastalarda hemoglobin değeri 9.75 ±1.52 g/dl’den 10.8±1.48 g/dl’ ye (p<0.05), IRF değerleri ise %0.22±0.05’ten %0.43±0.39’a yükselmiştir (p<0.05). Alt grup analizlerinde hemoglobin değeri düşük olanlarda, 45 yaşından genç olanlarda ve kadın cinsiyette IRF artışı daha belirgin olmakla beraber istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmamıştır (p>0.05).
Sonuç: Bu çalışmada sağlıklı populasyonda Beckman-Coulter LH750/780 cihazı ile ölçülen bazal IRF değeri %0.24±0.05 olarak bulunmuştur. Yeni tanı DEA olan hastalarda IRF düzeyinin düştüğü ve oral demir replasman tedavisi alan hastalarda IRF’nin retikulosit krizine korele bir şekilde arttığı gösterilmiştir.
Keywords: İmmatür retikulosit fraksiyonu, retikulosit, mikrositik anemi
Research Article
Olcay Güngör, Gülay Güngör, Can Acıpayam
Ortadogu Tıp Derg, Volume 10, Issue 4, pp. 413-416
ABSTRACT
Aim: The aim of our study is to evaluate the clinical and radiological features of children with neurofibromatosis type 1.
Material and Method: The patients who were followed up and treated with neurofibromatosis type 1 in Department of Pediatric Neurology at Sutcu Imam University between the years of 2013-2016 were retrospectively evaluated clinically and radiologically.
Results: Twenty one children were included in this study. Of those, 11 were boys and 10 were girls. Fourteen cases (28.6%) had a family history. The mean age of the children was 10.41±3.05 years. Lisch nodules were observed in 11 patients, and axillary freckling in 7 patients. There were neurofibromas in 5 cases (23.8%). Plexiform neurofibromas were not detected in any of the cases. Scoliosis was seen in 4 patients (19%). Six of the cases (28.5%) had learning difficulties.
Conclusion: Early diagnosis of NF-1 is very important to inform families about the disease and prevent treatable complications with regular follow-up of these children.
Keywords: Child, magnetic resonance imaging, neurofibromatosis type 1
ÖZ
Amaç: Çocukluk çağı nörofibromatozis tip 1 olgularımızın klinik ve radyolojik bulgularının değerlendirilmesi
Gereç ve Yöntem: 2013-2016 yılları arasında Sütçü İmam Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Nöroloji Bilim Dalı’nda nörofibromatozis tanısı ile takip ve tedavileri yapılan hastaların klinik ve radyolojij özellikleri retrospektif olarak değerlendirildi.
Bulgular: Çalışma grubuna 21 çocuk dahil edildi. Bunlardan 11’i erkek ve 10’u kızdı. Yaş ortalaması 10.41±3.05 yıl saptandı. On dört (%28,6) olguda aile öyküsü mevcuttu. On bir (%52,3) hastada Lisch nodülü ve 7 (%33,3) hastada koltukaltı çillenmesi görüldü. Olguların 5 (%23,8)’inde nörofibrom vardı. Olguların hiçbirinde pleksiform nörofibrom saptanmadı. Dört (%19) hastada skolyoz görülmüştür. Olguların 6’sında (%28,5) öğrenme güçlüğü vardı.
Sonuç: Nörofibromatozis tip 1’in erken tanısı; ailelerin hastalık hakkında bilgilendirilmesi ve bu çocukların düzenli klinik takibi ile tedavi edilebilir komplikasyonları önlemek açısından çok önemlidir.
Keywords: Çocuk, manyetik rezonans görüntüleme, nörofibromatozis tip 1
Case Report
Ayşe Önal, Tayfun Arslan, Aydın Çifci, Şenay Arıkan Durmaz, Aşkın Güngüneş, Mehmet Kabalcı, Turgut Kültür
Ortadogu Tıp Derg, Volume 10, Issue 3, pp. 386-390
ABSTRACT
Ulcer development in a diabetic patient's foot can cause serious morbidity and even mortality in patients. In these patients, a small infection can rapidly increase sepsis during the day due to the effects of both vascular pathologies and the disorder of blood sugar regulation, especially the mechanical problems leading to impaired load distribution. The physiological working process of the liver is becoming more difficult with using of painkillers and antibiotics and septic process. This case was initially hospitalized for evaluation and treatment plan for infected diabetic foot ulcer. However, additional investigations were necessary because of the icterus that is required to be detected in terms of the primary liver problem. Clinically detectable icterus of the amputated patient due to diabetic foot infection and impaired liver function tests have dramatically improved with the elimination of source of infection after amputation.
Keywords: Diabetic foot, sepsis, jaundice
ÖZ
Bir diyabetli hastanın ayağında ülser gelişmesi hastalarda ciddi morbidite ve hatta mortaliteye neden olabilmektedir. Bu hastalarda yük dağılımında bozukluğa yol açan mekanik problemler başta olmak üzere hem vasküler patolojiler hem de kan şekeri regülasyonu bozukluğunun etkisiyle küçük bir enfeksiyon odağı günler içinde hızla sepsise ilerleyebilmektedir. Kullanılan ağrı kesici ve antibiyotiklerin karaciğere olumsuz etkisi ve septik tablonun da katkısı ile karaciğerin fizyolojik çalışma süreci zorlaşmaktadır. Bu vakanın öncelikli olarak enfekte diyabetik ayak ülserine yönelik değerlendirme ve tedavi planı için hastaneye yatışı yapılmıştır. Bununla birlikte primer karaciğer problemi açısından değerlendirilmeyi gerekli kılacak kadar şiddetli sarılığı olması ek araştırmaları gerekli kılmıştır. Diyabetik ayak enfeksiyonu nedeniyle ampütasyon yapılan hastanın operasyon öncesi klinik olarak saptanabilen sarılığı ve bozulmuş olan karaciğer fonksiyon testleri ampütasyon sonrası enfeksiyon odağının yok edilmesiyle dramatik şekilde düzelmiştir.
Keywords: Diyabetik ayak, sepsis, sarılık
Case Report
Ayşe Büyükdemirci, Necla Tülek, Meliha Çağla Sönmezer, Şükran Sevim, Şebnem Erdinç, Günay Ertem, Pınar Koşar
Ortadogu Tıp Derg, Volume 10, Issue 1, pp. 73-76
ABSTRACT
Herpes simplex virus-1 (HSV-1) is a double-stranded DNA virus and is the most common cause of fatal sporadic encephalitis world-wide. HSV-1 encephalitis is characterized by rapid onset of fever, headache, altered mental status, seizures and focal neurological symptoms. Paraneoplastic and autoimmune limbic encephalitis is a condition which presents with similar signs and symptoms, and which develops as a result of antibodies raised against the tumor or synaptic proteins. In patients with this condition, bacterial and viral causes should be excluded, particularly HSV-1 encephalitis. In this report, we present a rare case of limbic encephalitis associated with HSV-1 virus.
Keywords: Herpes simplex type 1 encephalitis, limbic encephalitis, cranial magnetic resonance imaging
ÖZ
Dünyadaki ölümcül sporadik ensefalitlerin en sık etkeni olan herpes simplex virüs-1 (HSV-1); çift sarmallı DNA virüsüdür. HSV-1 ensefaliti klinik olarak hızlı başlangıçlı ateş, baş ağrısı, bilinç değişiklikleri, nöbetler ve fokal nörolojik belirtiler ile karakterizedir. Benzer semptom ve bulgularla seyreden paraneoplastik ve otoimmün limbik ensefalit ise, tümör veya sinaptik proteinlere karşı oluşan antikorlarla gelişmekte ve bu hastalarda bakteriyel ve viral nedenlerin, özellikle HSV-1’e bağlı gelişen ensefalitin ekarte edilmesi gerekmektedir. Bu makalede HSV-1 virüsü ile ilişkili limbik ensefalit gelişen bir olgu sunuldu.
Keywords: Herpes simpleks tip I ensefalit, limbik ensefalit, kranial manyetik rezonans görüntüleme
Research Article
Mustafa Cankurt Kurt
Journal of Engineering and Philosophy, Volume 1, Issue 1, pp. 59-81
ABSTRACT
Information is the main production and power factor of our age. Information technologies (IT) are responsible for process, convert, storage, preserve and access to data. These technologies are structured to information society, but they cause to occur ethical problems as well. Today, communication and interaction are vitals for our community, these ethical problems no matter between persons, groups organizations, are obstacles for development of social relationships. The goal of this study is to determine the effects of information technologies on daily life and ethical problems, and after to analyze the results we found.
Keywords: Information Technologies, Daily Life, Ethics
ÖZ
Bilginin temel üretim ve güç faktörü olduğu enformasyon çağı, getirdiği önemli yeniliklerin beraberinde gündelik yaşamda da birçok değişimin gerçekleşmesine sebep olmuştur. Bu çağın en önemli kaynağı olan bilginin işlenmesi, dönüştürülmesi, saklanması, korunması, iletilmesi ve erişilmesi ile ilgilenen bilişim teknolojisi (BT) bir yandan bilgi toplumunu yapılandırırken diğer yandan da ortaya yeni etik sorunların çıkmasına sebep olmaktadır. İletişimin ve etkileşimin hayati bir önem taşıdığı günümüzde bireylerin, grupların veya kurumların kendi içlerinde ve birbirleri arasında etik açıdan sorunların meydana gelmesi toplumsal ilişkilerin gelişmesinin önünde büyük bir engel olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışmanın amacı bilişim teknolojilerinin gündelik yaşam üzerindeki etkilerinin ve ortaya çıkardığı etik sorunların belirlenmesi ardından bunların analizlerinin yapılmasıdır.
Keywords: Bilişim Teknolojileri, Gündelik Yaşam, Etik
Case Report
Hatice Kaplanoğlu, Özdemir Meriç Tüzün, Veysel Kaplanoglu, Alper Dilli, Baki Hekimoglu
Ortadogu Tıp Derg, Volume 9, Issue 3, pp. 134-136
ABSTRACT
A 15 year old patient presented with a two year old mass on her right malar area that started growing in the last few months. On physical exam, subcutaneous, solid, non-tender, mobile mass was palpated. On ultrasonography; in the subcutaneous fat tissue of the right malar area a hypoechoic solid mass with lobulated contours and microcalcifications, was seen. On magnetic resonance imaging; identified the characteristics of the mass enhancement. The group performed with magnetic resonance imaging enhancement features were identified.Excisional biopsy was performed and diagnosed as solitary fibrous tumor.
Keywords: Malar area, solitary fibrous tumor, magnetic resonance imaging
ÖZ
Sağ yanağında iki yıldır ağrısız kitlesi olan 15 yaşında kadın hasta, kitle boyutlarında son aylarda artış şikâyeti ile başvurdu. Fizik muayenede sağ yanakta, cilt altında sert, hareketli hassas olmayan kitle palpe edildi. Olgunun yüzünde hissizlik veya fasyal paralizi yoktu. Ultrasonografi incelemesinde; sağ yanakta cilt altı yağ dokuda, içerisinde mikrokalsifikasyonların izlendiği, lobüle konturlu, hipoekoik solid kitle lezyonu saptandı. Yapılan Manyetik rezönans görüntüleme ile kitlenin kontrastlanma özellikleri tanımlandı. Olguya eksizyonel biyopsi yapılarak soliter fibröz tümör tanısı patolojik olarak doğrulandı.
Keywords: Malar bölge, soliter fibröz tümör, magnetik rezonans görüntüleme